YARATICILIĞIN EN SESSİZ SAATLERİ
Ne gariptir ki ben gündüzleri pek sevmem, geceyle olan samimiyetim tam da bu sebeptir:)
Geceleri yazarım, geceleri düşünürüm, geceleri hayal ederim, geceleri hırsla çalışırım vs. vs.… buna bir çok örnek çıkarabilirim kısacası. Sabah saatleri gelip güneş ışığını yaymaya başladığı an o sıkıntı geliyor içime, yine güneş doğdu gerekli gereksiz bir sürü insan dışarıda,gürültüler,otobüsler,arabalar,insanlar,işletmeler,çöpçüler,alakasız fatura asmaya gelen tanımadığın insanlar… ne kadar sevilmiyorsa bir şey işte o kadar sevmiyorum gündüzleri.
Gece yazıyorum dediysem de “her gece” yazıyorum, daha doğrusu yazabiliyorum sanmayın :) Ben öyle süslü cümleler insanı değilim direk ağzıma geldiği şekilde içimdeki doğruyu söylerim. Hatta benim yakınım bana hep der ki “ Her doğru her yerde söylenmez.” :) Haklı bu arada ben bu zamana kadar açık sözlülükten çok kaybettim, her yüzüme tebessüm edeni dost bildim arkadaş bildim tüm yaşamımı tüm yaptıklarımı yapacaklarımı pat diye söyledim içimde hiç bir şey tutmadım, plan proje çizerek konuşmadım. Sonuç ne oldu? Benim içimde kocaman bir “mezarlık”…
İnsanlara dert anlattım ki derman bulayım, düşüncelerimi anlattım ki fikri olan fikir paylaşsın, dert dinledim ki destek olayım, sorular sordum derman olayım. Ama onlar ihaneti seçti :) Hep şuan oldukları kişilermiş aslında ama ben anlayamamışım ya çok safmışım ya da onlar çok profesyonel davranmışlar ki bunca zaman hep toplamışlar, biriktirmişler. Ben aslında bilmeden kendime çok güzel düşmanlar eğitmişim, yol göstermişim gelin beni buralardan vurun, düşürün diye :) Hep bahsettiğim ama içeriğini söylemediğim (iğrenç ve felaket olarak tanımladığım olay, hikâyemin başlangıç noktası) konuyu da içim biraz soğuyup kendime yedirdikten sonra sanırım paylaşabilirim. Tüm bu anlattıklarım tamamen o yaşanan olayda maskeleri düşen, gerçek benliklerini gördüğüm insanlar. Şimdi insan diyorum ama bir zamanlar dostum, arkadaşım diyordum dikkatinizi çekerim :) İçinizde vardır illa benim gibi doğrudan her şeyini dost bildiklerine anlatanlar, sır paylaşanlar, dertleşiyorum sananlar… Yapmayın… Kendinize bir düşman eğitiyor olabilirsiniz ve gün gelir sizin celladınız olurlar. Sen onlar yokken haklarında konuşulsa kendini ortaya atar onları savunursun ama onlar sizin hakkınızda dönen dolapları oynanan oyunları bilirler ama susarlar. Hem de öyle böyle susmazlar, seni salak yerine koyup yüzüne bakmaya devam ederler hiç bir şey olmamış gibi… evet bu konu çok derin buna burada es veriyorum girersem dalarım çıkamam :) bu bambaşka upuzun, karanlık, sessiz ve soğuk bir gecenin yazma konusu olmalı, o duyguları yeniden yaşayarak aynı hırsı, öfkeyi, soğukluğu ve sessizliği hissederek…
Evet ne diyorduk? Ben geceleri yazarım ama her gece değil… Böyle gecelerde… Yani insanlığa küsüp kelimelerimi yazıya dökmek istediğim gecelerde, sessiz herkesin uyuduğu, perdelerin kapandığı, çıt sesinin bile yankı uyandırdığı ,parmak uçlarımda sessiz sessiz yürümeye çalıştığım gecelerde yazarım. Gündüz normal insanların işi :) Ben normal olmadığımı kabul ettim artık, kendimi bulma serüvenimin hemen daha başındayken önce bundan emin oldum. Sistemim farklı çalışıyordu ; başkalarının duymadığı sesleri duyar, görmediği detayları görür, hissetmediği bağlantıları hissederdim. Bu bir yetenek miydi yoksa bir yük mü.. anlamam uzun sürdü. Belki hala düşünüyorumdur?
Bazen diyorum ki keşke herkes gibi olsam.. Bu kadar düşünmesem herşeyi,bu kadar yol çizmesem,olasılık barındırmasam,dikkat etmeye çalışmasam öyle herşeyden bi haber tabiri caizse ot gibi yaşayıp göçüp gitseydim şu dünyadan. Araştırma sevdam yüzünden (mi diyeyim sayesinde mi diyeyim yine bilemedim :)) okuluna gitmediğim konuların uzmanı,asla alakam olmayan işlerin merkezi,ve genç yaşta zorlanmış,tıka basa dolmuş,artık yenilerini yüklerken sürekli hata veren bir beyin sahibi oldum. Eskiden aynı anda 4–5 iş yapardım, örneğin birine laf anlatırken mesaj yazar,televizyondaki dizinin konusunu dağıtmadan dinlemeye ve anlamaya devam eder,ve buna benzer şeyleri hiç dağıtmadan yapabilirdim. Bu işlerin başında telefondan ayrı iş makalesi okur,bilgisayardan ayrı bir fikir araştırır, televizyondan eğitim videoları izlerdim.Sonra fark ettim ki hepsini bırak çamaşır katlamak gibi basit bir eylemi gerçekleştirirken bile iki kelimeyi bir araya toparlayıp cümle kuramıyorum… Odağım sürekli dağınık,bir iş yaparken ikinci bir eylemi yapamıyorum,dün dinlediğim şarkıyı,gittiğim caddeyi,bazen konuştuğum kelimeyi hatırlamakta zorlanıyorum.Elimdeki herhangi bir nesneyi evin içinde aramaya başlamak,küçücük olaylara bile aşırı fevri tepki vermek,tahammülsüzlük,devamlı depresyondaymış gibi hissetmeme sebep olan depresif hareketler ve daha yazmadığım onlarcası… Yani çok çalışan bi beyin de bi zaman sonra insana yük oluyor :) Bu seferde onu toplamak için araştırmalara başlıyorsun. Beyin sağlığımı nasıl korurum, nasıl zinde tutarım,ne yemeliyim ne, ne içmeliyim,hangi vitamini almalıyım,ne meditasyonu yapmalıyım gibi gibi… E hal böyle olunca ne oluyor :) hazırki dolan,hata veren beynini iyice dolduruyorsun,zaten odaklanma da problem.. Bu sefer oluyor sana bir işkence. Dağıldıkça dağılıyorsun bir sürü şey araştırıyorsun,not alıyorsun,uygulamalar indiriyorsun, eğitim kanalları buluyorsun, ses kayıtları tutuyorsun… ama sonra o zaten dolmuş olan beyniniz bu yaptığınız şeyleri asla bir araya getiremiyor,hatırlamıyor ve muuhteşem bi döngüye giriyorsunuz.. ‘Dağılmak’ kelimenin tam anlamıyla dağılmak… bir sürü ortaya atılan fikirler,birbiriyle alakalı yada alakasız bir sürü konular,yapılacaklar listesi,sürekli değişen senaryolar,ve en nihayetinde bir sonuca varamamak… Ama iyi haber şu ki eğer bu gidişatın bilincine varırsanız hayatınızı işte o noktada değiştirebilme gücüne sahip olursunuz. Ve mutlaka bir yere, istediğiniz yere gelebilirsiniz…
Buna da devam edeceğiz gece saat 2den beri bir sürü başlık altında yazıyorum delicesine :) sanki bir daha bu ilham gelmeyecek,bir daha anlatamayacakmışmışım gibi son süratle yazıyorum :) bu arada geçen zamanı anlamanız için şuanki saati de söylemeliyim sanırım :), 06.53 …
Ben Daha konuşacak çok fazla şey var… :) Tabi GECE şartıyla :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder