3 Eylül 2025 Çarşamba

Küllerinden doğmak: Acıyı yakıta çevirme sanatı


 Küllerinden doğmak: Acıyı yakıta çevirme sanatı 
Bir sabah uyandım demeyi isterdim. Ama bu, o sabahlardan biri değildi. Bu, hayatımın en berbat gecesinin ardından, uyumadan ettiğim bir sabahtı. Gözlerimi tavana dikmiş yatarken, içimde iki düşman ordu savaşıyordu. Bir tarafım, “Hadi kalk!” diye haykırıyordu. “Susup kapatamazsın kendini. Kalk, o lanet yere git ve herkesin payını ver. O ‘dost’ sandıklarının yüzüne, ‘Neden yaptınız bunu?’ diye haykırabildiğin kadar haykır. Öyle bir hesap sor ki, keşke bizi yerlerde sürükleseydi desinler.” Bu, öfkemin, adalet arayışımın sesiydi. Ama diğer tarafım, ruhum, bitkin bir fısıltıyla “Asla” diyordu. “Onlar bunu gözlerini kırpmadan yaptılar. Sen onlarla bir daha asla muhatap olmayacaksın.” Bu da onurumun, kendimi koruma içgüdümün sesiydi.İşte o ikilemin tam ortasında sıkışıp kalmıştım. Ne ileri gidebiliyordum ne de geri. Eğer o hissin bir tanımı olsaydı, ancak şu olurdu: Mezarın altında, üzerine toprak atılmışken nefes almaya çalışmak.Eğer siz de şu an o toprağın altında hissediyorsanız, eğer bedeniniz kurşun gibi ağır, zihniniz ise bir savaş alanıysa, bu yazı sizin için. Bu, o toprağı tırnaklarınızla nasıl kazıyacağınızın değil, o toprağın altından çıkmak için atılacak ilk, en küçücük adımın rehberidir. Çünkü bazen, hayatta kalmak için gereken tek şey, sadece bir nefeslik oksijendir.

Kendine Savaş Açmayı Bırak (İlk Adım: Ateşkes)

O toprağın altındayken, en büyük düşmanınız sizi oraya itenler değildir. En acımasız düşman, içinizdeki sestir.Benim içimdeki ses de oradaydı. Durmadan fısıldıyor, beni suçluyor, zayıflıklarımla yargılıyordu. O sabah kendime en çok ne için kızdığımı, o sesin bana neler söylediğini buraya yazmayacağım. Çünkü eminim, sizin içinizdeki ses de size benzer şeyler fısıldıyordur. O kelimeler kişiseldir, derindir, yaralayıcıdır. Onlar, bizim mahremimiz.Ama size şunu söyleyebilirim: O zehirli fısıltıları susturmaya çalışmak, ateşe benzin dökmek gibidir. Onlarla savaştıkça daha da güçlenirler.Tükenmişlikten çıkmanın ilk adımı, o iç sesle savaşmayı bırakmaktır. Bu bir ateşkes ilanıdır.Kendinize şunu söyleyin: “Evet, şu an buradayım. Evet, canım yanıyor. Evet, kendime kızıyorum. Ama şu an için, sadece bir saatliğine, bu savaşı durduruyorum.”Bu, teslim olmak değildir. Bu, zayıflık değildir. Bu, bir sonraki adımı atabilmek için enerji toplamaktır. Çünkü o iç sesin size söylediği zehirli kelimeler, aslında birer yalandır. Ama o an onlarla savaşacak gücünüz yoktur.Yapmanız gereken tek şey, o acıyı, o öfkeyi, o hayal kırıklığını bir kenara not almaktır. Onları inkâr etmeyin, onlarla boğuşmayın. Sadece tanıyın ve deyin ki: “Seni gördüm. Seninle sonra ilgileneceğim. Seni, bana karşı bir silah olman için değil, beni ileri taşıyacak bir yakıt olarak kullanacağım.”

Dünyayı Değil, Sadece Müziği Değiştir (En Küçük Eylem Kuralı)

Tükenmişliğin en büyük yalanı şudur: “Tekrar iyi hissetmek için devasa adımlar atmalısın.” Hayır. Bu, enkaz altında kalmış birine maraton koşmasını söylemek gibidir. Enkazın altından çıkmak için gereken tek şey, bir parmağınızı oynatabilmektir. Ve benim, o günlerde yapabildiğim en küçük, en anlamsız eylem şuydu; Müziğin sesini açmak...Sabah, akşam, gece… Tuvalete giderken, mutfakta boşluğa bakarken, banyoda… Kulaklıklarım hep kulağımdaydı. Şarkılar, beynimdeki o korkunç sesleri, o adaletsizliği, o öfkeyi bastıran bir gürültü duvarı gibiydi. Dışarıdaki dünyanın acımasızlığını değil, sadece müziğin ritmini duyuyordum. Bu, bir kaçış gibi görünebilir. Ama değildi. Bu, bir sığınaktı. En Küçük Eylem Kuralı budur; Dünyayı kurtarmaya çalışma. Sadece yapabileceğin en basit, en aptalca, en anlamsız şeyi yap. Yatağından kalkıp dünyayı fethetmek zorunda değilsin. Sadece bir bardak su iç.
Hayatını baştan planlamak zorunda değilsin. Sadece en sevdiğin bir şarkıyı aç.
Büyük bir kitap okumak zorunda değilsin. Sadece pencereyi aç ve 10 saniye dışarı bak.
Çünkü bu “hiçbir şey” gibi görünen eylemler, beyninize şu sinyali gönderir: “Tamamen pes etmedim. Hâlâ kontrol bende olan bir şeyler var. Motivasyon
, büyük kararların ardından gelmez. Motivasyon, siz o bir bardak suyu içtikten sonra “Eh, kalkmışken bir de yüzümü yıkayayım” demenizle başlayan o küçücük zincirleme reaksiyonun bir sonucudur.

Küllerinden Doğmak (Acıyı Yakıta Çevirme Sanatı)

Bugünkü ben, o “mezarın altındaki” Özlem’e tek bir tavsiye verecek olsaydım, ona “sabret” ya da “her şey geçecek” demezdim. Ona derdim ki: “Hayat sana bir felaket getirdiğinde, enkazın altında oturup bitişi bekleme. Seni zehirleyen şey neyse, onu bir fazla yap. Acı mı? Dibine kadar hisset. Öfke mi? Onu içinde büyüt. Düşünme. Sadece o zehrin içinde kal, çünkü oradan mutlaka bir fikir çıkacak. Önüne mutlaka alçak bir duvar belirecek. O duvar, ağlaman için değil, üstünden atlaman içindir.” Bu, tehlikeli bir tavsiye gibi gelebilir. Ama kendinizi kandırın: Zaten o enkazın altında kalsaydınız da bitecektiniz. O yolun sonunda da “siz” kalmayacaktınız. Madem bir son var, o son bir bitiş değil, bir dönüşüm olsun.Evet, yolun sonunda belki kendinizi tanıyamayacaksınız. Eski “siz” ölmüş olacak. Ama yerine gelen o yeni insan, düştüğü yerdeki diğerlerine dönüp baktığında, o haklı gururu, o “böbürlenmeyi” hissedecek. O, artık bir kurban değil, bir savaşçıdır. O, bir şeyin zaferine ulaşma hissini tatmıştır.Benim yolculuğum bu. Acıyı, öfkeyi ve hayal kırıklığını; tasarıma, stratejiye ve kelimelere dönüştürerek kendi zaferimi yaratıyorum. O enkazın altından çıkardığım fikirlerle, şimdi başkalarının kendi enkazlarından çıkmasına yardımcı oluyorum.Eğer siz de kendi zehrinizi panzehire, kendi enkazınızı bir zafere dönüştürmek istiyorsanız, ama bu yolu tek başınıza yürümek için yorgunsanız, ben buradayım. Bazen ihtiyacımız olan tek şey, o alçak duvarı bize gösterecek bir çift gözdür.

1 yorum:

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...