18 Kasım 2025 Salı

Ben Kimim?

 Ben Kimim?

Yaptığın hangi hareketler aslında sana ait? Hangilerini kendi isteğin ve duyguların doğrultusunda yapıyorsun? Ne zamana kadar başkaları için yaşayacaksın? Sen aslında kimsin? Bu soruyu kendine sordun mu mesela, ama gerçekten kendini tanımak, gerçek kimliğini öğrenmek için canını acıtırcasına kim olduğunu sorguladın mı? Önce tanıyamayacaksın, boşluğa düşeceksin, başka bi boyuta geçtiğini düşüneceksin, delirdiğini düşüneceksin, kimlik karmaşası yaşayacaksın önce kendinde hata arayacaksın, hayatla aranda bağ kuramayacak, dünya tarafından dışlandım sanacaksın. Ama geçecek... Çok zaman geçmeden uyanışta olduğunu fark edeceksin, görmek istemediğin için yalan yanlış insanlara anlam yükleyip hayatında varlıklarını sürdürdüğünü anlayacaksın. Ve gün gelecek her zaman sırtına yüklediğin ama aslında hiç sana ait olmayan yükleri karşındakini denemek için bıraktığın an maskeler düşecek, gerçekler ortaya çıkacak, ve sen sadece bu aranızda olan bağın menfaate dayalı bir arkadaş, dost ilişkisi olduğunu anlayacaksın. Yetmeyecek ihanete uğrayacaksın, sen bunu sindirmeye çalışırken, nasıl yapar bunu diye gecen gündüzüne girmişken onlar yaptıklarından utanmayacak bile ve hayatlarına devam edecekler. Aradaki fark şu olacak ki, sen intikam ateşiyle, yaşadığın ihanetlerin lanetiyle en dipten zirveye çıkarken onlar hala tabiri caizse içlerinde bulundukları bok çukurunda gün geçtikçe batacaklar, bitecekler ve de en önemlisi size işleri düşmeden, sizlere aman sen bilirsin demeden ölmeyecekler... Er yada geç bunu göreceksin ve artık için soğuyacak. Belli bir kabullenme sürecini yarıladıktan sonra çöken duygusallık esnaları olacak, o arada her şeyden vazgeçme, intikamı yok sayma isteğin gelecek sakın dinleme! Hep aynı ateşini ilk günkü gibi sıcak ve taze tut. Çünkü seni esas zirveye taşıyacak şey bu, içinde gün geçtikçe büyüyecek olan o ateş.
İnsanlar sana yaptıkları için hiçbir zaman utanmayacak belki evet bu gerçek, ama öyle bir anda yolları sana çıkacak ki, o delikten kurtulmak için yalvaracakları tek kapı sen olacaksın. Ve sana yemin ederim ki sırf o anın yaşanması için çöpe atacak bir gençlik daha verseler onu da harcarım :) Eskiden benim için derlerdi ki, Özlem ölürse inadından ölür, yoksa ölümsüzlüğü bulurdu bu çocuk... Evet, o "çocuk" belki de adaletli bir sistemde, kendi dünyasında yaşayabilseydi belki de ölümsüzlüğü bulurdu... Öyle değişik bir inat ve hırs duygusuna sahibim ki bazen ben bile diyorum ki, "ya keşke bu hayatta böylesine derin düşünen, herşeye anlam yükleyen, herkes için çabalayan biri olacağıma, dünyadan haberi olmayan, her şeyden bir haber ot gibi yaşayan insanlardan olsaydım..." Umursamaz, bencil ve sadece kendisi için yaşayan biri olmayı nasıl isterdim bilemezsiniz. Düşünsene birisine öyle değer veriyorsun ki, serçe parmağını masaya vurdu diye memleketi ayağa kaldırıyorsunuz, tüm duaları ağlayarak ediyorsunuz, onlara değil bana ver Allah'ım, onların canı yanacağına benim canım çıksın diyorsunuz, öyle ki rüzgar bile eserken tenini koruyacaksınız ya o rüzgardan... öyle bi sevgi, değer... Ve tam da bu kişiler gün gelir size döner der ki," sen anne değilsin, herşeyi kontrol edemezsin, bu bizim hayatımız, yapmasaydın." işte bu söz mezarda sorulsa kalkarım ve, evet bana dendi derim... Hayatın acı gerçeği ama maalesef ki doğru... Her şeyi kontrol edemezsiniz, nitekim etmeye çalışmayın da. Çünkü günün birinde aynaya döner bakarsın kendinle göz göze gelirsin ve dersin ki, bunca çaba, değer, zaman, sevgi, emek, adına her ne dersen... Bunun için miydi? Bunları duymak, bunları yaşamak için miydi... İşte bu sorunun karşısında verecek bir cevap bulamazsın, ama senden giden de gelmez artık. Arkana döner bakarsın ve ne bir sen kalmıştır ortada, ne de heves. Bir noktadan sonra sadece Allah korkusuna vaktim dolsun diye öylece hayatın içinde sürüklenmeyi seçersin. Hiç bir yaşam hevesin, amacın ve takatin kalmamıştır ve esas yol ondan sonra daha da uzar senin için.. Sen kısalsın, bitsin diye dua edersin o lanet yol sanki sana inat bu yolu daha da uzatır. Öylesine bir iştahla yazıyorum, öyle şeffaf yazıyorum ki kendimi klavyede yazarken... konudan konu açılıyor başka bir yaram açılıyor, konu esas başlıktan, anlatmak istediklerimden şaşıp başka bir noktaya evriliyor :)

Evet neydi esas konumuz, "Yaptığın hangi hareketler aslında sana ait? Hangilerini kendi isteğin ve duyguların doğrultusunda yapıyorsun? Ne zamana kadar başkaları için yaşayacaksın? Sen aslında kimsin?" Ben mesela hep derim ya, bazen kendimi tanıyamıyorum diye, bir bakıyorum öfkeden patlamak üzereyim, insanlardan nefret ediyorum, çıt sesi duysam kıyametleri koparacağım.. Bazen de bakıyorum, iyilik timsali olmuşum tüm dünyayı iyileştirmek istiyorum :) kavgalar bitsin, savaşlar dursun, açlar doysun falan ... :) olana bitene olur öyle şeyler bir sebebi vardır diyorum... Ben hep bu kadar dengesiz miydim, yoksa her şeyi araştırmak, anlamaya çalışmak, bulmaya çabalamak derken kendi akıl sağlığımı mı bozdum diye düşünmeden edemiyorum. Bir gün herşey çok güzel olacak umuduyla neşe saçıp ertesi gün tüm benliğinle insanlıktan nefret edip hayatla bağlarını koparmak olasıya bir duygu değişimi değil çünkü. Kendinizi anlamaya çalışın, yargılamayın. Normal diye bir kavram yoktur, sıradan değilim deyin ve aramaya devam edin. Doğru sonuca varacağınıza eminim. Hem ne kaybedersiniz ki? Zaten size ait olmayan bir şey, kaybedilmez :) Olursa sürpriz olsun, olmazsa da alışkınız zaten :) ...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...