26 Aralık 2025 Cuma

Konfor Alanı Sandığım O Balkon ve Gözüm Dola Dola İzlediğim “Sahte” Dünya

Zihin, dramatik acıyı duygusuz huzura tercih eder.
Yazıyorum.
Çünkü konuşarak anlaşamadım.

 Konfor Alanı Sandığım O Balkon ve Gözüm Dola Dola İzlediğim “Sahte” Dünya

“Gelecek sabit değil.”

      Yıllar önce bunu söylediğimde, sanki bir sırrı ifşa etmişim gibi “Allahsız” ilan edildim. Bugün ise en yakınımdaki insana, sevgilime, “Ağzından çıkanlara dikkat et, o enerjiyle onu çekersin” dediğimde “Delirme” cevabını alıyorum. Oysa bu bir delilik değil; bu, her şeyin birbirine ne kadar derinden bağlı olduğunu görmenin getirdiği bir farkındalık. Ve bu farkındalık, bir kez kapınızı çaldığında, hayatı bir daha asla eskisi gibi “normal” göstermiyor. 
      Her şeyin farkındayım. Maalesef, her “bokun” farkındayım. Ama madem öyle, bir insan neden zihninde bitmesi gerekenleri bitiremez? Neden bir şeyi bırakmak yerine, onunla yaşamaya devam etmenin yollarını arar? Bir insan, kendisine neyin zarar verdiğini bile bile neden o yolda yürümek ister? Cevap basit ve bir o kadar da acımasız: Çünkü zihin, dramatik acıyı, duygusuz huzura tercih eder. Acı, canlı olduğumuzu hissettirir. Bir çarpıntı, bir sızı, bir özlem…
      Bunlar var olduğumuzun kanıtı gibidir. Huzur ise, özellikle başta, korkutucu bir boşluk gibi gelir. O yüzden birçoğumuz, acıdan beslendiğimizi fark etmeden, aynı döngüleri, aynı hikayeleri, aynı acıları tekrar eder dururuz. Ve en acı gerçek şudur: Bitirdiğini zannettiğin hiçbir şey, enerjin hala oraya bağlıysa, gerçekten bitmiş değildir. O yüzden insanlar yıllar sonra bile birini düşünür, bir olaya takılır ve o meşhur “kapanışı” bir türlü yaşayamaz. Zihin oradadır, enerji oradadır, dolayısıyla siz de hala oradasınızdır.
      Benim sonumu yazanın ne olacağını bilmeden, konfor sandığım o şeye sığındım. Evde oturmaya başlayınca, ilk zamanlar “Oh be!” diyerek koltuktan koltuğa vurdum kendimi. Tembellik, dinlenmek, sorumluluklardan kaçmak… Ne kadar tatlı gelmişti. Oysa bu, konforun en sinsi hırsızıydı. Asıl konforun ne olduğunu, onu kaybettikten sonra anladım. Asıl konfor; çalışmak, üretmek, hareket etmekmiş. Kafanın sağlığını koruyabilmekmiş. Onca yakınıp durduğun o insanlar, kurduğun diyaloglar, bir fırıncıyakolay gelsin” diyebilmek, bir marketten çıkarken “iyi günler” duyabilmekmiş. Özgüvenle sokağa çıkıp hayata karışabilmekmiş. Şimdi bu noktaya gelene kadar yaşadıklarımı anlatmaya ne kelime yeter ne de vakit. 
        Ama şunu öğrendim: Kendimi “her şey düzelecek” diye kandırıp, düzelmeyince de “niye olmadı ki?” diye batağa saplanmaktansa… Balkondan o “sahte” dünyayı, caddeyi, insanları, rüzgarla savrulan yaprakları ve hatta çöpleri, gözüm dola dola izlemeyi yeğlerim. Çünkü bu, bir yenilgi değil. Bu, sahte bir umudun peşinde koşmayı reddetmektir. Bu, gerçeği tüm çıplaklığıyla kabul etmektir. Ve o dolan gözler, hissizleştiğimin değil, her şeyi hala ne kadar derinden hissettiğimin en dürüst kanıtıdır.

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...