İÇİMDEKİ ATEŞ
Bazen öyle bir noktaya getirir ki hayat sizi, işte o an kendinizi bile tanıyamazsınız. İçinizde öyle bir alev harlar ki o esnada, dağ önünüzde dursa içinizdeki öfkeyi kusarak dağı yıkabilirim, dünyayı sırtıma alıp koşabilirim sanarsınız. Çünkü o öfke öyle büyüktür ki ne odalara sığarsınız, ne içinize çektiğiniz hava ciğerlerinize dolar… Sadece yanıp kavrulursunuz ve karşınızdaki insanın suratına bakmadan “sakinim” rolü oynamaya çalışırsınız. Bu en kötüsü.
Ama bir de o öfkeyi doğrudan insanın yüzüne kusanlar var. Ve öyledir ki, senden bağımsız olaylara öfkelenirler, kendilerini doldururlar ve sen, sırf şanslı olduğun için, bu öfkeyi dışa atma seansının başrolü oluverirsin bir anda. Ve yine ne saçmadır ki ne yaptığını, suçunun ne olduğunu bile bilemezsin… çünkü yoktur. Olmamasına rağmen kendi içini bastırıp alttan almayı denersin, söylenen her şeye “tamam, haklısın” dersin. Ama yine olmaz. Uğraşmayın.
İşte ben, ÖZLEM T… Bunun için buradayım. Ben yaptım, siz yapmayın demek için.
Şöyle düşünüyorum da, birisi benim karşıma geçip zamanında bunları söyleseydi, belki de şuan olduğum kişi olmazdım. Ben maalesef ki iyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla bu hayatı kendim yaşayıp tecrübe etmek zorunda kalanlardanım.
Neyse, bugün O’nu da anlatmayacağım. Konumuz, içimde kocaman bir topa dönüşen öfke ateşim, alevim…
Bu öfkem; yaşadığım ihanetlere mi, geçmişe mi, haksızlıklara mı, adaletsizliklere mi, bugünüme mi, dünüme mi, kendime mi? Şuan onu da bilmiyorum ama bildiğim tek şey, bu öfkenin ne kadar büyük olduğu. İçimde bir yerlerin yıkıldığını, parçalandığını hissediyorum. Öyle büyük ki, bıraksam yeri göğü titretecek şiddette… Belki bu içimde olan öfke ateşi başka bir kişide olsa dayanamayıp 30. kattan kendini yere bırakır.
Ama ben ne yapıyorum? YAZIYORUM… sadece her zamanki gibi YAZIYORUM.
Her kelimem, her nefesim bir volkan; patlayacak, yakacak, yaratacak!
Son damlama kadar; tüm acılarımı, tüm haksızlıkları, tüm ihaneti yakacağım ve kendi krallığımı kuracağım. Ben zaten hep dibi görünce pes edenlerden değil, o en dipten öfkeyi, acıyı, hüznü yakıt olarak kullanıp en yükseğe çıkmak için yemin etmişimdir. Bu acı bana güç veriyor. Beni hatırlatıyor, içimi hatırlatıyor, kinimi hatırlatıyor, savaşımı hatırlatıyor.
Bahsi geçen kim olursa olsun kabul etmeyin. Sizi bu ateşle tek başınıza bırakıp gideni kabul etmeyin. Siz bugün bu duyguları yaşarken karşınızdaki, size bu öfke ateşini salan kişi, yine kendini haklı görmeye devam edecek. Çünkü siz ağzınızı açmadınız, çünkü siz “aman sinirli” diye alttan aldınız, çünkü siz anlayış gösterdiniz, kendi içiniz yandı, sustunuz.
Yapmayın. Gerçekten bilmeyecekler çünkü.
Ne zaman ki siz ağzınızı açıp bir şey demeye çalışırsınız, o zaman da ne olur biliyor musunuz? SAÇMALAMA, SEN KURUYORSUN, BUNLAR SENİN TASARLADIĞIN SENARYOLAR… ve daha da güzeli, “Psikolojin bozuk senin, üzgünsün sen o yüzden böyle yapıyorsun :)…” Böyle söylerler ama kendi kendilerine kalıp “acaba bende sorun olabilir mi, yanlışı ben yapmış olabilir miyim, karşımdakinin haklı olma ihtimali var mı?” diye düşünmezler. Kendi kafasında kurdukları o haklı hükümdarlıklarında yaşamaya devam ederler.
Önce de söylemiştim, yine söylüyorum, yazmaya devam ettiğim sürece de söyleyeceğim: ÇİZGİNİZ OLSUN. Eğer çizginiz olmazsa, “neden?” diye sorma hakkınız da olmaz. Çizginizi en başında doğrudan koyduğunuz insan, size kalkıp da çizgilerinizi aşacak bir hareket edemez; çünkü bilir ki o hareketi, davranışı, adı her neyse, yaparsa sizi kaybeder. Ama siz birine “ne olursa olsun vazgeçmem, ölümüne seviyorum, her yaptığına razıyım” dedikten sonra, sana kalkıp “bana hesap mı soruyorsun, canım öyle istedi öyle yaptım” dediği zaman söyleyecek tek bir kelimeniz bile olmaz. Sadece susmakla ve kafanı eğmekle yetinirsin. Çünkü bu hakkı ona sen verdin. Çizgilerini, duvarlarını yıktın ve sonucunda “ben ne yaparsam yapayım kabullenir” imajı bıraktığın kişinin kurbanı oldun. Olacaksın da.
Önce “ben” demeyi öğrenmediğin, başkalarının hayatını kendinden daha çok önemsediğin, düşündüğün her vakit, kendini yavaş yavaş bitireceksin.
Kendimle olan savaşım bitmedi, henüz yeni başlıyor. Ama bu sayfa bundan fazla ağırlığı kaldırabilir mi pek emin olamadım.
O zaman aynı yanan ateşle başka başlıklara…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder