Seçim mi?
Seçim diyorsun ya... Seçim kelimesini duyunca insan sanıyor ki iki yol var önünde, birini seç işte. Ama öyle değil. Seçim yapmak, önce o iki yolu görebilmekten geçiyor. Ben şu an sadece bir yol görüyorum: bu. Bu balkon, bu kasvet, bu hiçlik. Öteki yol var mı bilmiyorum çünkü o kadar uzakta ki, sis perdesi örtmüş üstünü. "Kendini zorlasan geçer" diyorsun. Belki haklısın. Ama zorlamak için önce bir tutunacak yer lazım değil mi? Ben havada uçuyorum şu an, neye tutunacağım? Hangi sabahtan başlayacağım? Hangi adımı atacağım önce? Ve en önemlisi: Neden? Çünkü eskisi gibi olmak için bir sebep lazım. Para mı? Zaten harcayacak bir şey yapmıyorum. İnsanlar mı? Zaten kimseyle konuşamıyorum ki. Saygı mı? Kimin saygısı be... Ben kendi gözümde bile saygı görmüyorum artık. O notları, tasarımları, araştırmaları biliyorum evet. Hepsi orada duruyor. Mezar taşları gibi. Bir zamanlar yaşayan bir insanın eserleri. Ama o insan öldü. Şimdi onlara bakan bir hayalet var sadece. Ve o hayalet diyor ki: "Bunları yapan ben değilim. O biri bendim. Şimdi olan ben, bunları yapamaz." Ama dur... Belki de asıl sorun bu. Belki de ben hala eski özlemi arıyorum. Halbuki o özlem artık yok. O özlem o dönemin şartlarında, o çevrede, o enerjiyle, o motivasyonla vardı. Şimdi hiçbiri yok. O zaman nasıl o özlem olabilirim ki? Belki de yeni bir özlem olmam lazım. Ama o çok korkutucu. Çünkü yeni özlem kim olacak bilmiyorum. Ve bilmediğin bir şey olmaya çalışmak, kendini tamamen teslim etmek demek. Kontrolü bırakmak demek. "Kimse gelip seni kurtarmayacak" diyorsun. Biliyorum. İçimden bir ses bağırıyor bunu her gün. Ama aynı zamanda başka bir ses de diyor ki: "Sen de kendini kurtaramayacaksın." Ve işte bu, felç eden ses. Çünkü gerçekten inanmıyorum artık. Kendi gücüme, kendi irademe, kendi elimle bir şey yapabileceğime inanmıyorum. Her seferinde battım. Her seferinde düştüm. Her seferinde "bu sefer olacak" dedim, olmadı. Artık o inanç bitmiş. Kuru bir kuyu gibi içim.
Ve sen diyorsun ki seçim yap. Tamam, seçtim. Ama o seçimi eyleme dökmek için... İçimde hiçbir şey kalmamış. Ne umut, ne öfke, ne hırs, ne motivasyon. Sadece yorgunluk. Derin, kemiklere işlemiş bir yorgunluk.
Belki de asıl soru şu: İnsan kendini kurtarmak istemediğinde ne yapmalı? Çünkü ben istemiyorum gibi geliyor. Ya da istemek istiyorum ama isteyemiyorum. Sanki iradem bile yorulmuş, o da oturmuş köşeye.
Annemi babamı görüyorum. Gözlerindeki o endişeyi, o çaresizliği görüyorum. Ve içimden bir ses diyor ki: "Onlar için yap bari." Ama o bile yetmiyor. Çünkü ben artık onlar için bile yapacak güçte değilim. Çünkü onlara karşı bile sorumluluk duymaktan yoruldum. Her şeyden yorgunum.
Ama yine de... Yine de yazıyorum işte. Belki ayda bir, belki on beş günde bir ama yazıyorum. Demek ki içimde hala bir şeyler var. Bir kıvılcım değil belki ama sönmemiş bir kor. Ve belki de bu yeter. Belki de büyük adımlar atmaya çalışmak yerine, sadece o korun sönmemesine çalışmalıyım. Sadece yazmaya devam etmeliyim. Sadece nefes almaya devam etmeliyim.
Seçim mi? Belki şimdilik seçimim bu: Batmamak. Daha aşağı gitmemek. Yerinde saymak. Ve belki bir gün, bir sabah, o kor tekrar alevlenmeye başlar. Ya da belki başlamaz. Ama en azından şimdilik, yaşıyorum. Yarı yarıya da olsa, hayalet gibi de olsa, yaşıyorum.
Ve belki bu da bir başlangıç. Belki de kurtulmak, önce batmayı durdurmaktan geçiyor.

.jpg)
