HİÇ ANLAŞILAMAMAK
Hayatım boyunca hep bir yerlerde, bir şekilde yanlış anlaşıldım.
Buna örnek olarak sıradan bir market alışverişi yada banka ile telefon
görüşmesi bile diyebiliriz. Karşılıklı diyaloglarda da bu böyleydi hala
böyle.. Değişmeyen bir o huyum kalmış sanırım eskiden :) Hata bende
mi, kendimi mi anlatamıyorum, yanlış ifade ediyorum, yoksa karşımdaki
kişiler mi anlamak istediği gibi anlamayı seçiyor diye sorgulamaktan
yoruldum tam anlamıyla.. Galiba bazen hata yada hatalı aramamak
gerek. Çünkü çok sevdiğim bir yakınım dedi ki;
"Sen duygularını çok yoğun yaşıyorsun haliyle de merak ediyorsun
konuşacağım şeyleri, ama sen böylesin diye karşındakinden de bunu
bekleme, değiştirmeye çalışma"…
Bu söz kulaklarımda ne kadar süre çınladı bilmiyorum ama ben onu
duyduğum geceyi sabah edemedim.. Doğruydu aslında en çok bu
yüzden yaralandım sanırım. Ben ona karşı olan duygularımı o da bana
aynı sevgiyi, yoğunluğu versin diye beslemedim ki.. Onu ne kadar
seveceğimi belirlemek benim kararım olabilir, ama onun beni ne kadar
seveceğini o bilir. Hayatta her şeyi sorgulayamazsın, ve her şey senin
kontrolün altında olamaz, her şeyi sen yönetemezsin… Önce bunu kabul
etmen gerek.. Çok fazla beklentiye girersen çok fazla yıkım olur.
Beklenti yoksa hayal kırıklığı da yok :)…
Ben mesela karşımdaki kişi kim olursa olsun eğer yanlış gelen, eksik-fazla gelen, beni üzen kıran herhangi bir davranışı veya
tutumu varsa konuşma taraftarıyımdır her zaman. Yani karşıdaki
insana rahatsız olduğun yada üzüldüğün bir davranışını yada kırıldığın,
sevdiğin.. konu her neyse belirtmeyip de beklentiye girersen,
(örneğin..bu davranışı sergiledi ama fark edip gönlümü almaya
çalışacak .. ) bunun sonucunda hayal kırıklığı yaşaman yüksek
ihtimaldir. Fakat bunu iyi kötü ayırt etmeksizin düzelmesi yönünde
konuşmaya çalışmak bence büyük erdemdir, saygıdır çünkü
önemsiyorsun ve düzelmesini istiyorsun. Yıkıcı da olabilirsin bunun
doğrultusunda ama sen yapıcı olmayı seçmişsin, bir şeyleri toparlamak
istiyorsun.
Bu mantıkla yapmak istediğim konuşma bana çok zıt biçimde
döndü.. Her zaman olduğu gibi hiç anlaşılamadım.. Ama eksik konuştum
ama fazla konuştum ama yanlış konuştum bilemiyorum ama beni,
doğrusunu anlatmaya tekrar çaba göstermeme rağmen dinlemedi. Ve
esas olay şudur ki, ben nasıl ona karşı sinirleniyorsam haklı olduğumu
bildiğim için o da aynı şekilde bana sinirli oluyor. Yani nasıl oluyor
bilmiyorum ama her olayda bu aynı oluyor. Ben kelimelerimi özellikle
onunla konuşurken çok seçerek olabildiğince uysal kullanmaya çalışıyorum, çalıştıkça her şey yine yanlış anlaşılıyor işin kötüsü bunu
benim bilerek yaptığımı söylediği anlar da oluyor :) işte tam o
zamanlar yer yarılsa içine girsem moduna giriyorum. Yüzüne bakarak
haykırmak istiyorum sen beni hiç mi tanımadın lan? Diye ama onu da
yapamıyorum çünkü neden? Tartışma büyümesin, kavga çıkmasın. Galiba ben yanlışı, hatayı hep kendimde aramakla yapıyorum..
Karşımdaki beni yanlış anladı diye kendimi yiyip bitiriyorum, neyi
yanlış konuştum, hangi kelime fazlaydı eksikti vs. vs. … Ya bi kere de
desene kızım kendine, 'Sen yanlış konuşmadın, o seni anlamak
istemediği için anlamadı, isteyen her şeyin bir yolunu bulur çünkü..'
kendimden biliyorum..
Her ne olursa olsun hayatınızda bir dur çizgisi olsun ve o çizgiyi
asla bozmayın. Her ne olursa olsun! Çizgisi olan insanlar kendine
özsaygısı olan insanlardır. Birisini kendinden çok sevme, ha diyelim ki
sevdin, o zamanda çizgini koru. Ne yaparsa yapsın ben yine de
kopamam ,gidemem, gidersem ölürüm biterim deme. Çünkü bunu
dediğin an önündeki tüm süreçte yapılacak, söylenecek tüm şeyleri
kabul ettiğini gösterirsin. Eğer en başta çizgilerini net koyarsan da
karşındaki bilir ki, o çizgiyi kimse aşamaz. Orası dur noktasıdır…
