23 Mart 2026 Pazartesi

Siz Hiç En Değer Verdiğiniz Tarafından Değersizleştirildiniz mi?

 Siz Hiç En Değer Verdiğiniz Tarafından Değersizleştirildiniz mi?

 "Değerinizi kendiniz biçin, başkasının gözünde aramayın."

Siz hiç en değer verdiğiniz tarafından değersizleştirildiniz mi? En boktan his ne diye sorsanız, bana umursanmamak, görülmemek, duyulmamak derim. Bunları da birleştirince değersiz oluyorsun işte :) Ben biraz dost acı söyler mantığındanım. Çünkü hayat Pollyannacılık oynamayı kaldırmıyor. Konuşmak istersin, duyulmazsın, gör beni diye yırtarsın kendini ama görünmez olmuşsundur. Gerçekten hak ettiğim bu muydu benim ? Onca emek, onca zaman, onca duygu, onca … ne bileyim işte ya aklınıza en uç terim geliyorsa bir fazlası benim. Tabii ben böyleyim diye herkes aynı olmak zorunda değil ama insan bir düşünüyor işte ben neyi yanlış yaptım, bu kadar sevgi ve değer verince insanlara ağır mı geliyor yoksa ben mi bu dünyaya çok fazlayım? Hayatının merkezi yaptığın insan seni karınca kadar görmeyince, belli bir zaman sonra sen de kendini karınca kadar göremiyorsun maalesef. Aslında oturup bir düşünsek, o bizi görmezse biz yok mu oluruz? Yoo, hiç de olmayız. Elimiz, ayağımız, canımız sağ olduktan sonra, hele ki kadınız biz ya, ıssız çölde kalsak yolumuzu buluruz biz. Ben hiç tırnağım kırıldı diye oturup mızmızlanamadım, ya da bugün neden eğlenmeye gidemedik, neden onu bunu alamadık diyemedim. Hep tırnaklarımla mezarımı kazar gibi kaza kaza geldim bugünlerime. Şimdi ne oldu Özlem? Yine yapabilirsin yine çalışırsın yine geceni gündüzüne katarsın ama yaparsın, neden aciz olmayı seçiyorsun ? Neden her gün aynı kanepeye oturup ciğerlerin sökülene kadar ağlayıp kendini paralıyorsun? Ama bunlar hikâye işte… çünkü bu dediklerimi eski özlem yapabilirdi hem de hiç arkasına bakmadan. Ama şimdi… şimdi bir cami avlusuna bebek bıraktığını düşün. Düşündün mü? Heh, işte ben “ O” yum. Öyle savunmasız, öyle güçsüz, öyle yalnız, öyle çaresiz… öylece bekliyorum, o cami avlusunda biri beni görsün, duysun da hayatta kalayım diye. Bana ‘kalk, yüzünü yıka, geçer’ demeyin. Bana ‘güçlü ol’ masalı anlatmayın. Benim acım geçiştirilecek bir sızı değil. Benim acım varoluşsal bir kangren. Kangreni kesip atmazsan seninle ne kadar kalabilir? Sen onu inkâr ettikçe o seni öldürür. Halbuki onu kesip atsan yaşayacaksın. Belki bir parçan eksik olacak, tamamlanmayacak, geri gelmeyecek, ama yaşayacaksın. Neden o kangreni kesip yaşamayı seçmek yerine bile isteye öldürüyorsun kendini? Çünkü değeri kendi kendine vermek yerine o sorumluluğu başkalarına verdin. Sen önce kendini değersizleştirdin, insanlar da aynısını yaptı diye onları değil kendini suçlayacaksın APTAL. Senin kendine vermediğin değeri başkası sana neden versin ya neden… neden kendini bu kadar değersizleştiriyorsun… Siz hiç, kendi değerinizin ispatını, sizi görmeyen gözlerde aradınız mı? Sırf o sizi görsün diye olur olmadık her şeyi yuttunuz mu? Haykıra haykıra haklılığını bağırmak isterken başınızı eğip “özür dilerim, tamam, tartışmayalım” dediniz mi? Ben dedim… Siz hiç, bir başkasının size uzatacağı bir el için, kendi kollarınızı feda ettiniz mi? Sırf başkasından o el uzansın, aa biri de benim elimi tuttu demek için iki kolunuzu verdiniz mi? Sonra da sizin kollarınızla size yapılanlar için minnet duydunuz ve yine sustunuz mu ? Ben sustum. Siz hiç, bir ‘aferin’ duymak için, ruhunuzun tüm madalyalarını söküp attınız mı? Ben attım. O yüzden şimdi bana ‘değerlisin’ demeyin. Çünkü bu kelime, benim lügatımda artık bir anlam ifade etmiyor. Değer, alınıp satılan bir şeydi ve ben bu pazarlıkta her şeyimi kaybettim. Şimdi değersizliğin o soğuk, o keskin, o dürüst gerçeğiyle baş başayım. Size bunları anlattım çünkü bu acı… bu acı herhangi bir kalıba, kelimeye, terime sığmayacak kadar derinden, en derinden bir acı… o öfkeleriyle dolduğum taştığım düşmanlarımın bile yaşamasını istemem… dayanılmaz bir acı, sancı… ben bunu yaptım ama siz yapmayın… size bunu tek cümleyle özetleyecek olursam “Değerinizi kendiniz biçin, sonra kalbi geniş olmayan birisi tarafından değersiz kalıbına kendinizi sokup hayatınızı s.kmeyin. Çünkü bilin ki DEĞER SİZSİNİZ…” Ve biliyor musunuz? Belki de ilk defa sahte bir değerin sıcaklığından daha güvende hissediyorum. Çünkü dibe vurduğunda, daha fazla düşmekten korkmazsın. Değersizlik, benim zırhım. Değersizlik, benim özgürlüğüm. Çünkü artık kimseye ispatlayacak bir şeyim kalmadı. Benim dünyayla da, kendimle de savaşım bitti.

1 Mart 2026 Pazar

Şarkı Susunca Başlayan Gürültü | İçsel Sessizlik ve Müzik


Şarkı Susunca Başlayan Gürültü | İçsel Sessizlik ve Müzik

     Hikayenin sonu bu, şimdilik. Noktayı koydum. Ama mürekkep kurumuyor, kanamaya devam ediyor. Ve sessizlik… O vaat edilen huzurlu sessizlik hiç gelmiyor. Aksine, şarkı sustuğu an, asıl gürültü başlıyor. Zihnimin içindeki o mahşer yeri, o hiç durmayan, hiç yorulmayan, sürekli kendini ve her şeyi yargılayan o uğultu… Kulaklığımın bastırdığı o sesler, müziğin son notasıyla birlikte zincirlerinden boşanıyor.“Ne çok şarkı dinliyorsun,” diyorlar. Bilmiyorlar. Bilmiyorlar ki o şarkılar benim zihinsel diyaliz makinem. Ruhumun toksinlerini, o bitmeyen “neden”leri, “keşke”leri, “acaba”ları bir süreliğine de olsa temizleyen tek şey. Her şarkı, beynimdeki o korkunç gevezeliğe karşı bir barikat. Her nakarat, kendimi boğmamak için tutunduğum bir can simidi. Ama bazen o can simidi de delik deşik oluyor. Bazen bir melodi, beni kurtarmak yerine daha da derine çekiyor. Geçmişin bir anına, bir kokuya, bir hayal kırıklığına fırlatıyor. Ve ben, o anının içinde yeniden boğuluyorum. Türk kahvesini unutan bu yeni ben, o anıları hiç unutmuyor. Ne tuhaf değil mi? Hayata dair en basit ritüelleri, beni ben yapan o küçük zevkleri unutacak kadar kendime yabancılaştım ama acının her detayını, her tonunu dün gibi hatırlıyorum. Bu bir savaş değil artık. Savaşta kazanma umudu olur. Bu, bir fırtınanın ortasında, kırık bir tekneyle kalakalmak gibi. Ne yöne gideceğini bilmiyorsun, sadece suyun üzerinde kalmaya çalışıyorsun. Ve bazen, o kadar yoruluyorsun ki, kendini dalgalara bırakmak, o serin, karanlık ve sessiz sona teslim olmak en tatlı seçenek gibi geliyor. İşte o anlarda, elim tekrar telefona gidiyor. Ve bir şarkı daha açıyorum. Belki de bu bir hikaye değil. Belki de bu, sadece aynı şarkıyı başa sarıp duran bozuk bir plak. Ve ben, iğnenin takıldığı o çizikten kurtulmayı bekliyorum. Ya da belki de… o çizikte dans etmeyi öğreniyorum.


 https://medium.com/@ozlemt/şarkı-susunca-başlayan-gürültü-b0ebc2249510







KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...