28 Ekim 2025 Salı

Hiç anlaşılamamak

                           

    HİÇ ANLAŞILAMAMAK

            Hayatım boyunca hep bir yerlerde, bir şekilde yanlış anlaşıldım. Buna örnek olarak sıradan bir market alışverişi yada banka ile telefon görüşmesi bile diyebiliriz. Karşılıklı diyaloglarda da bu böyleydi hala böyle.. Değişmeyen bir o huyum kalmış sanırım eskiden :) Hata bende mi, kendimi mi anlatamıyorum, yanlış ifade ediyorum, yoksa karşımdaki kişiler mi anlamak istediği gibi anlamayı seçiyor diye sorgulamaktan yoruldum tam anlamıyla.. Galiba bazen hata yada hatalı aramamak gerek. Çünkü çok sevdiğim bir yakınım dedi ki; "Sen duygularını çok yoğun yaşıyorsun haliyle de merak ediyorsun konuşacağım şeyleri, ama sen böylesin diye karşındakinden de bunu bekleme, değiştirmeye çalışma"… Bu söz kulaklarımda ne kadar süre çınladı bilmiyorum ama ben onu duyduğum geceyi sabah edemedim.. Doğruydu aslında en çok bu yüzden yaralandım sanırım. Ben ona karşı olan duygularımı o da bana aynı sevgiyi, yoğunluğu versin diye beslemedim ki.. Onu ne kadar seveceğimi belirlemek benim kararım olabilir, ama onun beni ne kadar seveceğini o bilir. Hayatta her şeyi sorgulayamazsın, ve her şey senin kontrolün altında olamaz, her şeyi sen yönetemezsin… Önce bunu kabul etmen gerek.. Çok fazla beklentiye girersen çok fazla yıkım olur. Beklenti yoksa hayal kırıklığı da yok :)…
        Ben mesela karşımdaki kişi kim olursa olsun eğer yanlış gelen, eksik-fazla gelen, beni üzen kıran herhangi bir davranışı veya tutumu varsa konuşma taraftarıyımdır her zaman. Yani karşıdaki insana rahatsız olduğun yada üzüldüğün bir davranışını yada kırıldığın, sevdiğin.. konu her neyse belirtmeyip de beklentiye girersen, (örneğin..bu davranışı sergiledi ama fark edip gönlümü almaya çalışacak .. ) bunun sonucunda hayal kırıklığı yaşaman yüksek ihtimaldir. Fakat bunu iyi kötü ayırt etmeksizin düzelmesi yönünde konuşmaya çalışmak bence büyük erdemdir, saygıdır çünkü önemsiyorsun ve düzelmesini istiyorsun. Yıkıcı da olabilirsin bunun doğrultusunda ama sen yapıcı olmayı seçmişsin, bir şeyleri toparlamak istiyorsun. Bu mantıkla yapmak istediğim konuşma bana çok zıt biçimde döndü.. Her zaman olduğu gibi hiç anlaşılamadım.. Ama eksik konuştum ama fazla konuştum ama yanlış konuştum bilemiyorum ama beni, doğrusunu anlatmaya tekrar çaba göstermeme rağmen dinlemedi. Ve esas olay şudur ki, ben nasıl ona karşı sinirleniyorsam haklı olduğumu bildiğim için o da aynı şekilde bana sinirli oluyor. Yani nasıl oluyor bilmiyorum ama her olayda bu aynı oluyor. Ben kelimelerimi özellikle onunla konuşurken çok seçerek olabildiğince uysal kullanmaya çalışıyorum, çalıştıkça her şey yine yanlış anlaşılıyor işin kötüsü bunu benim bilerek yaptığımı söylediği anlar da oluyor :) işte tam o zamanlar yer yarılsa içine girsem moduna giriyorum. Yüzüne bakarak haykırmak istiyorum sen beni hiç mi tanımadın lan? Diye ama onu da yapamıyorum çünkü neden? Tartışma büyümesin, kavga çıkmasın.       Galiba ben yanlışı, hatayı hep kendimde aramakla yapıyorum.. Karşımdaki beni yanlış anladı diye kendimi yiyip bitiriyorum, neyi yanlış konuştum, hangi kelime fazlaydı eksikti vs. vs. … Ya bi kere de desene kızım kendine, 'Sen yanlış konuşmadın, o seni anlamak istemediği için anlamadı, isteyen her şeyin bir yolunu bulur çünkü..' kendimden biliyorum.. Her ne olursa olsun hayatınızda bir dur çizgisi olsun ve o çizgiyi asla bozmayın. Her ne olursa olsun! Çizgisi olan insanlar kendine özsaygısı olan insanlardır. Birisini kendinden çok sevme, ha diyelim ki sevdin, o zamanda çizgini koru. Ne yaparsa yapsın ben yine de kopamam ,gidemem, gidersem ölürüm biterim deme. Çünkü bunu dediğin an önündeki tüm süreçte yapılacak, söylenecek tüm şeyleri kabul ettiğini gösterirsin. Eğer en başta çizgilerini net koyarsan da karşındaki bilir ki, o çizgiyi kimse aşamaz. Orası dur noktasıdır…

       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...