14 Haziran 2026 Pazar

Naperva

 


    İçimde, kimsenin ulaşamadığı bir yer var. Öyle bir yer ki bazen ben bile yolunu kaybediyorum. Oraya ancak gecenin en sessiz anlarında ulaşabiliyorum; dünya sustuğunda, herkes kendi hayatına çekildiğinde ve geriye yalnızca insanın kendi sesi kaldığında. Uzun zamandır o yere bir isim arıyordum. Çünkü bazı duygular anlatılmıyor; taşınıyor. Bazı geceler yaşadıklarımın, sustuklarımın, içimde birikip dile dönüşemeyen her şeyin tek tek adını koymak yerine hepsini tek bir kelimenin içine bırakmak istedim. Ve o kelime geldi:

Naperva.

KorkusuzAma insanların düşündüğü gibi korkusuz değil. Korkusuz olmak korkmamak değilmiş. Korkuya rağmen geri çekilmemekmiş. İnsanın kendi içindeki karanlığa bakıp orada gördüklerinden kaçmamasıymış. Gecenin üçüZamanın artık bir ölçü olmaktan çıktığı, evin sessizliğinin insanın omuzlarına çöktüğü saat. Masamın başında oturuyorum. Eskiden her şeyi taşıyabilen, herkese yetişebilen o kadından geriye bazen sadece düzensiz bir nefes ve kâğıdın üzerine bırakılmış tek bir soru kalıyor:

Neden? Birileri bana “geçer” dedi. Oysa zaman geçtikçe şunu fark ettim: Geçen şey yaşadıklarım olmadı. Değişen bendimBazı şeyler insanı eski haline döndürmüyor. Ama bu, insanın bittiği anlamına da gelmiyor. İşte Naperva tam burada başladı. Acının olmadığı yerde değil; acıya rağmen kendimi terk etmediğim yerde. Kimsenin görmediği savaşların içinden geçerken hâlâ kendi elimi bırakmadığım yerde. Eskiden suçluluk duyardım. Şunu yapmasaydın. Bunu seçmeseydin. Daha güçlü olsaydın. Şimdi görüyorum ki o anlarda asıl kaybettiğim şey hata yapmak değilmiş. Kendi tarafımda durmayı bırakmakmış.Yazdığım her kelime biraz da bunun için. Bu satırlar iyileştiğimi göstermek için değil. Hâlâ burada olduğumu göstermek için. Eğer bir gün bu yazıyı okuyan biri kendini dünyanın ortasında sessiz, yorgun ve tek başına hissederse bilsin. Belki sen de kendi Naperva’na yaklaşıyorsundur Orası acının olmadığı yer değil. Orası korkunun karar vermeyi bıraktığı yer. Ve ben artık kimsenin bana cesaret vermesini beklemiyorum. Çünkü cesaret bazen ayağa kalkmak değil, bazen sadece yere oturup kendine şunu söylemek Henüz bitmedim.” Bu bir teslimiyet değil. Bu bir zafer ilanı da değil. Bu sadece kendi sesimi yeniden duymaya karar verdiğim an. Bundan sonra atacağım her adım kusursuz olmayacak. Ama benim olacak. Ve belki en sonunda anladığım şey şu: Korkusuz insanlar korkmayanlar değilmiş. Korkularına rağmen kendi hayatından vazgeçmeyenlermiş. Benim adını koyduğum şey de buydu. Naperva. 

5 Haziran 2026 Cuma

Nokta koymaya acele etme

 Nokta koymaya acele etme
Karanlık ve sessiz

  Bir gün sosyal medya platformunda birisi dedi ki: "Nokta koymaya acele etme, bir virgül at ve yaşamaya devam et. Çünkü nokta demek ölüm demek. Ölmeden öldürme kendini. Virgül demek umut demek. Bir Müslüman umut etmek zorundadır. Çünkü umudunu kaybeden insan şeytana teslim olmuştur."

   Oysa ben, bir an önce sonuca varmak, o belirsizliği bitirmek için elimde kalem, cümlenin sonuna o ağır noktayı bırakmaya ne kadar da hevesliyim. Virgül atmak, belirsizliğe tahammül etmektir. Virgül, "henüz bitmedi, anlatacaklarım var" demektir. Ben o virgülü attığımda, aslında kendime bir nefeslik alan açıyorum. Belki o virgülden sonra gelecek kelime, tüm cümlenin anlamını değiştirecek.

   Ama insan bazen noktayı ölüm istediği için değil, yorulduğu için koymak ister. Çünkü bazı hayatlar yaşanmaz, taşınır.

  Ve bir yerden sonra insan yaşamaktan çok, taşıdığı şeyleri sürüklemeye başlar. Her sabah aynı ağırlıkla uyanırsın. Aynı düşünceler. Aynı iç ses. Aynı karanlık. Bir süre sonra acı bile keskinliğini kaybeder. Sadece dipte duran soğuk bir taş gibi içinde kalır. Kimse bunun hakkında konuşmuyor. İnsanların çoğu “umut” kelimesini fazla hafif kullanıyor. Sanki umut güzel bir şeymiş gibi. Oysa bazen umut etmek bile insanın sırtında yük gibi duruyor. Çünkü umut, devam etmeyi gerektiriyor. Devam etmek ise hâlâ dayanmak, zorunda olmak demek. Ben bazı geceler hayatı düzeltmek istemedim. Sadece içimdeki gürültü bir süreliğine sussun istedim. İnsan en çok da burada korkuyor zaten. Ölmek istemediğini bildiğin hâlde, yaşamak için de güçlü hissetmediğin yerde. İkisinin arasında asılı kalıyorsun. Ne tamamen hayattasın ne tamamen vazgeçmiş. İşte o aralıkta insan kendine sürekli yarım cümleler kuruyor.

   Belki yarın geçer. Belki biraz daha dayanırım.  Belki biri anlar. Belki ben bile kendimi bir gün anlarım. Ve galiba insanı hayatta tutan şey büyük mucizeler değil. Koskoca umutlar da değil. Bazen insanı sadece ertelenmiş bir nokta hayatta tutuyor. Bir gece daha konmamış son cümle. Yutkunup kapatılan bir kriz anı. Kimse bilmeden atlatılan bir karanlık. Belki de hayat dediğimiz şey, ölmek istemeyen bir bedenle yaşamaktan yorulmuş bir ruhun arasındaki o sessiz pazarlıktı.

KIRK ODALI BİR ZİHİN

Naperva

       İçimde, kimsenin ulaşamadığı bir yer var.  Öyle bir yer ki bazen ben bile yolunu kaybediyorum. Oraya ancak gecenin en sessiz anların...