Balçığın dibinden gelen ses
Ben, başkalarının yükünü taşıyarak kendi omurgasını kıran, sevgiyi borçla ölçüp kendini feda eden ve sonunda o enkazın altında tek başına kalan o kişiyim. Ben, toplanabilecekken tekme yiyen, düştüğü yerden kalkamayan, belki de artık daha da derine batanım.Zaferden bahsetmeyin bana. Benim öyle büyük inançlarım, parlak umutlarım yok.
Dinlemediler, ben de yazdım. Ama bu bir kahramanlık destanı değil. Bu, aklımı kaçırmamak için kelimelere tutunma çabası. Çünkü biliyorum ki, bu lanet olası, susmayan beynim, şarkılar sustuğunda beni yemeye başlayacak. O şarkılar ki, beni bir anda geçmişin en karanlık dehlizine de atabilir, imkansız bir baharın hayaline de inandırabilir. Onlar, artık bana ait olmayan bir ruhun son can çekişmeleri.
Artık biliyorum ki;
Kalbimdeki en derin yaraları hiçbir düşman açmadı. Onları, bir zamanlar “canım, kanım” dediklerim, ben düştüğümde üzerime basıp geçerken açtı. Bu onların zaferi değil. Bu, benim kendime anlattığım mutlu son hikayesinin sonu.
Artık umursamıyorum ki;
“Normal” neymiş, “olması gereken” neymiş, polyanna mutluluğu neymiş, umrumda değil. Değerimi başkasının gözlerinde aramaktan vazgeçtim, çünkü o gözlerde bir hiç olduğumu gördüm. Bir “aferin” beklemiyorum, çünkü en büyük çabamın karşılığının bir tekme olduğunu öğrendim.
Artık tek gerçeğim şu ki;
Bu debelenme, benim kaderim. Bu bok çukuru, benim evim. Tek dostum da, en büyük düşmanım da, sabahları kahvesini bile hatırlamayan bu yabancı, yani kendim. Bir adım ileri gidemiyorum, bir adım geri de. Sadece olduğum yerde, kendi çamurumda dönüyorum.
Ve şimdi, yemin falan etmiyorum.
Dinlemediler, ben de yazdım. Ama bu bir kahramanlık destanı değil. Bu, aklımı kaçırmamak için kelimelere tutunma çabası. Çünkü biliyorum ki, bu lanet olası, susmayan beynim, şarkılar sustuğunda beni yemeye başlayacak. O şarkılar ki, beni bir anda geçmişin en karanlık dehlizine de atabilir, imkansız bir baharın hayaline de inandırabilir. Onlar, artık bana ait olmayan bir ruhun son can çekişmeleri.
Artık biliyorum ki;
Kalbimdeki en derin yaraları hiçbir düşman açmadı. Onları, bir zamanlar “canım, kanım” dediklerim, ben düştüğümde üzerime basıp geçerken açtı. Bu onların zaferi değil. Bu, benim kendime anlattığım mutlu son hikayesinin sonu.
Artık umursamıyorum ki;
“Normal” neymiş, “olması gereken” neymiş, polyanna mutluluğu neymiş, umrumda değil. Değerimi başkasının gözlerinde aramaktan vazgeçtim, çünkü o gözlerde bir hiç olduğumu gördüm. Bir “aferin” beklemiyorum, çünkü en büyük çabamın karşılığının bir tekme olduğunu öğrendim.
Artık tek gerçeğim şu ki;
Bu debelenme, benim kaderim. Bu bok çukuru, benim evim. Tek dostum da, en büyük düşmanım da, sabahları kahvesini bile hatırlamayan bu yabancı, yani kendim. Bir adım ileri gidemiyorum, bir adım geri de. Sadece olduğum yerde, kendi çamurumda dönüyorum.
Ve şimdi, yemin falan etmiyorum.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder