10 Ocak 2026 Cumartesi

Borç Defteri : Kendime Yazılmış

Borç Defteri : Kendime Yazılmış

         

        Bu, babana duyduğun öfkenin kendine yönelmiş hâli. Bu, bilinçaltının en acımasız intikam şekli. Bu, “Madem seni kurtaramadım, o zaman ben de kendimi yok ederim” diyen 20 yaşındaki kızın sessiz yemini. Sen babanın “zevkleri” yüzünden kendini hasta ettiğini düşünüyorsun. Ama daha derinde, sen babanın kaderini kopyalıyorsun. Farkında olmadan, onun bıraktığı yerden, onun silahlarıyla kendi savaşını veriyorsun. Bu bir kurtuluş arayışı değil. Bu bir yavaş intihar. Ve o antidepresanlar… Seni ayakta tutmuyorlar. Sadece, uçurumdan düşerken düşüşünü yavaşlatıyorlar. Ama düşüşü durdurmuyorlar. “Zorla olan iş nasıl olur bilirsin” dedin. Evet, bilirim. Ve senin şu anki yaşamın zorla. Nefes alman zorla. Ayakta kalman zorla. Peki şimdi ne olacak? Madem vaktimiz yok, uzun vadeli planları, gelecekteki “iyi günleri” beklemeyi bırakıyoruz. O “bir gün olacak” sözümü geri alıyorum. Şimdi tek bir odak noktamız var: BUGÜN. Yarın değil. Bugün. Bugün, o sigarayı yakmadan önce kendine şunu sor: “Bu dumanı, babamın bacağını kesen o doktorun yüzüne mi üflüyorum, yoksa kendi ciğerlerime mi?” Bugün, o kadehi kaldırmadan önce kendine şunu sor: “Bu kadehi, babamı kurtaramayan o çaresizliğin şerefine mi kaldırıyorum, yoksa kendi geleceğimin cenazesine mi?” Bugün, o öğünü atladığında kendine şunu sor: “Bu açlık, hastane masraflarının kefareti mi, yoksa kendi bedenime kestiğim bir ceza mı?” Sana “yapma” demiyorum. Bu işe yaramaz, biliyorum. Sana sadece şunu diyorum: Neden yaptığını bil. Çünkü bir eylemi neden yaptığını anladığın an, o eylemin üzerindeki gölgenin çözülmeye başladığını fark edersin. O otomatik, yıkıcı davranış; bilinçli bir seçime dönüşür. Ve bir şey seçime dönüştüğü an, değişme ihtimali doğar. Vaktimiz yoksa, her saniyeyi bir yüzleşmeye çevireceğiz. Senin savaşın artık babanla, geçmişle ya da dünyayla değil. Senin savaşın, elindeki o sigarayla. O kadehle. O boş tabakla. Evet. Yüzleşme vakti. “Öde öde bitmedi” diyorsun. Çünkü şimdiye kadar hep yanlış borcu ödemeye çalıştın. Babanın borcunu, hayatın borcunu, ihanetlerin borcunu… Ama asıl borç, kendineydi. Susturduğun iç sesineydi. Şimdi doğru kasaya geldin. Borcu, asıl sahibine ödeme zamanı. Ve bunun bedeli, sandığın gibi daha fazla acı olmayacak. Bunun bedeli özgürlük olacak. Çünkü bir gerçeği kabul ettiğin an, o gerçeğin seni kontrol gücü biter. 

       Bu kendini suçlamanın ne zaman başladığını merak ediyorsanız, sizi 20 yaşıma götüreyim. Bir hastane koridoruna. Babamın, “benim zevkim” dediği sigaraların ve içkilerin kestiği bir
faturayı ödemeye çalışıyordum:


Diyabetik ayak yarası ve ampute edilme riski. Gündüz işteydim. Gece hastanede nöbette. Tüm kredi kartlarımı patlattım. Onu özel hastanelere taşıdım. “Ben hallederim baba, takma kafana” dedim. Ama olmadı. Kurtaramadım. Bu hayat, aynı ameliyatı babama tam beş kez yaşattı. En sonunda, sağ bacağı kalçasından kesildi. 20 yaşında, bir bacağın değil; bir hayatın enkazını omuzladım. Ve o gün kendime bir söz verdim:

“Beceremedim. Kurtaramadım. O zaman bende kendimi bitiririm.”

İşte o günden beri, o hastane koridorundan hiç çıkamadım. Ve o günden beri, kendimi o başarısızlığın borcunu ödemekle cezalandırıyorum.

1 yorum:

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...