Kendime borçlu kaldığım hayat
.jpg)
metin yazan kadın görseli
Bu kafede sipariş vermeye benzemiyor ki, aynısından bi tane daha alabilir miyim? Bu çöp oldu diyesin…
Elimizde ne yazık ki bir tane hayat denen illet var… tam da bu sebeple benim gibi 24 yaşındayken, su gibi akıp, gezip eğlenmeniz gereken en güzel yaşlarınızda gecenin üç buçuğunda oturup böyle ağlayarak, çaresizce yazmamanız için "kendiniz için yaşayın abi…" yaşayın.. Çiçeği sevin, böceği sevin, güneşi sevin, herkesin sıradan deyip önem vermediği şeyleri sevin… ama yaşayın… hissedin… Hissetmek güzel şeymiş, acınızı da kabullenin iyiyim demeyin, kendinizi bir kalıba sokmaya çalışmayın. Ben o kadar zor zamanları iyiyim ben maskesiyle geçirdim ki en sonunda dönüştüğüm kişi işte bu mezarlıkta yazıyor… başka açıklamaya gerek yok sanırım… o kadar önemliymiş ki o sıradan şeyleri yapmak, şimdi arada sırada tek oksijen kaynağım olan balkona çıktığımda uzakta şehir üstündeki ışıklara dalıp gidiyorum… çünkü zamanında bugün sadece uzaktan camın ardından hayran hayran baktığım yere hep oturmaya giderdim, eğlenmeye giderdim, nefes almaya, yorgunluğumu atmaya giderdim… şimdi ise orayı geç evin altında bulunan markete gitmiyorum, çöp atmak nedir bilmiyorum, hangi sektöre ne zam geldi bilmiyorum, ekmek kaç lira bilmiyorum… her yazımda bunu uzun uzun anlatmak istemiyorum zaten detaylıca yazdığım başlık her şeyi anlatıyor :) Ben bu zamana kadar hep başkaları için aman o üzülmesin bu kırılmasın onun eksiği bunun ihtiyacı diyerek kendime yaşam alanı açmadım. Kendimce merhametli çocuk, iyi insan, yardımsever vatandaştım… ama cidden değmiyor… bırak sıfatın olmasın, bırak sana dışardan bakıp iyi insan demesinler. Çünkü sen dışarıdaki insanların o iyi insan etiketini söylemeleri için hayatını harcıyorsun. Sen kötü insan ol ama mutlu insan ol. Sen bencil insan ol ama hissederek yaşa. Hatırlayacağın bir hayat yaşa… Bunun ne anlam ifade ettiğini umarım hiçbir zaman bilmezsin ama bilenler için, bu hayattaki en önemli şeydir. Düşünsene bugün bir web sitesi sayfasında veyahut telefonda uygulamada bir hesap açıyorsun ama yarın ne hesabı hatırlıyorsun ne amacını.. İşte bu bilişsel yüklerin yüzünden sisteminin çökmesi oluyor tam adıyla… Evde çay demliyorsun ama üzerine çay koymayıp suyu suyla demliyorsun, elinde anahtar varken anahtarı ben almadım diyorsun, telefon kulağında konuşuyorsun bir yandan evde telefonu arıyorsun gibi gibi… buna çok örnek verebilirim bizzat yaşadım… ama uzun uzun anlatamam artık her şeyi saçlarım beyazlıyor :) Yani kısaca bir söz vardır ya, ben yandım sen yanma diyorum sana… hayatın tadını çıkar, kendin için yaşa. Zira başkası için yaşayınca ne oluyor hemen onu da tecrübemle anlatayım; gün geliyor öyle bir anda suratına tokat gibi çarpıyor ki sen bile neye uğradığını şaşırıyorsun. Her şeyden feragat edip kendini adadığın insanlar sana dönüp diyor ki, "sen bana ne yaptın ki "… işte ondan sonra gecenin 3 buçuğunda gözlerin kan çanağı, titreyen ellerinle içtiğin sigaranın külü bilgisayarının klavyesine dökülüyor :)
![]() |
| metin yazan kadın görseli |
Bu kafede sipariş vermeye benzemiyor ki, aynısından bi tane daha alabilir miyim? Bu çöp oldu diyesin…
Elimizde ne yazık ki bir tane hayat denen illet var… tam da bu sebeple benim gibi 24 yaşındayken, su gibi akıp, gezip eğlenmeniz gereken en güzel yaşlarınızda gecenin üç buçuğunda oturup böyle ağlayarak, çaresizce yazmamanız için "kendiniz için yaşayın abi…" yaşayın.. Çiçeği sevin, böceği sevin, güneşi sevin, herkesin sıradan deyip önem vermediği şeyleri sevin… ama yaşayın… hissedin…
Hissetmek güzel şeymiş, acınızı da kabullenin iyiyim demeyin, kendinizi bir kalıba sokmaya çalışmayın. Ben o kadar zor zamanları iyiyim ben maskesiyle geçirdim ki en sonunda dönüştüğüm kişi işte bu mezarlıkta yazıyor… başka açıklamaya gerek yok sanırım… o kadar önemliymiş ki o sıradan şeyleri yapmak, şimdi arada sırada tek oksijen kaynağım olan balkona çıktığımda uzakta şehir üstündeki ışıklara dalıp gidiyorum… çünkü zamanında bugün sadece uzaktan camın ardından hayran hayran baktığım yere hep oturmaya giderdim, eğlenmeye giderdim, nefes almaya, yorgunluğumu atmaya giderdim… şimdi ise orayı geç evin altında bulunan markete gitmiyorum, çöp atmak nedir bilmiyorum, hangi sektöre ne zam geldi bilmiyorum, ekmek kaç lira bilmiyorum… her yazımda bunu uzun uzun anlatmak istemiyorum zaten detaylıca yazdığım başlık her şeyi anlatıyor :)
Ben bu zamana kadar hep başkaları için aman o üzülmesin bu kırılmasın onun eksiği bunun ihtiyacı diyerek kendime yaşam alanı açmadım. Kendimce merhametli çocuk, iyi insan, yardımsever vatandaştım… ama cidden değmiyor… bırak sıfatın olmasın, bırak sana dışardan bakıp iyi insan demesinler. Çünkü sen dışarıdaki insanların o iyi insan etiketini söylemeleri için hayatını harcıyorsun. Sen kötü insan ol ama mutlu insan ol. Sen bencil insan ol ama hissederek yaşa. Hatırlayacağın bir hayat yaşa… Bunun ne anlam ifade ettiğini umarım hiçbir zaman bilmezsin ama bilenler için, bu hayattaki en önemli şeydir.
Düşünsene bugün bir web sitesi sayfasında veyahut telefonda uygulamada bir hesap açıyorsun ama yarın ne hesabı hatırlıyorsun ne amacını.. İşte bu bilişsel yüklerin yüzünden sisteminin çökmesi oluyor tam adıyla… Evde çay demliyorsun ama üzerine çay koymayıp suyu suyla demliyorsun, elinde anahtar varken anahtarı ben almadım diyorsun, telefon kulağında konuşuyorsun bir yandan evde telefonu arıyorsun gibi gibi… buna çok örnek verebilirim bizzat yaşadım… ama uzun uzun anlatamam artık her şeyi saçlarım beyazlıyor :)
Yani kısaca bir söz vardır ya, ben yandım sen yanma diyorum sana… hayatın tadını çıkar, kendin için yaşa. Zira başkası için yaşayınca ne oluyor hemen onu da tecrübemle anlatayım;
gün geliyor öyle bir anda suratına tokat gibi çarpıyor ki sen bile neye uğradığını şaşırıyorsun. Her şeyden feragat edip kendini adadığın insanlar sana dönüp diyor ki, "sen bana ne yaptın ki "… işte ondan sonra gecenin 3 buçuğunda gözlerin kan çanağı, titreyen ellerinle içtiğin sigaranın külü bilgisayarının klavyesine dökülüyor :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder