18 Eylül 2025 Perşembe

Kırk odalı bir zihin

 KIRK ODALI BİR ZİHİN

Benim yakınımdakiler bana hep der ki; “Sarı, sende 40 akıl 40 fikirsin.” :) burada anlatmak istediği beynimde dönen tilkiler sebebiyle çok fazla fikrimin olması, senaryoları düşünmem.

Bende tam olarak bu tanım gibiyim… Zihnimin içinde hiç susmayan bir kalabalıkla yaşıyorum. Bazen bir masada toplanmışlar oturuyorlar,bazen de hepsi aynı anda ayağa kalkmış bağırıyor… Sanki hepsi birden aynı anda beni sorguluyorlar. Ya olmazsa,ya yapamazsan,bu işin sonunda düşündüğün gibi gitmezse,doğru karar mı,boşa zaman kaybı mı diye bağırarak hırsından soran.. Eski özlem şöyleydi sen böylesin,eski özlem olsa ne yapardı sen ne yapıyorsun diye darlayan geçmişten gelen misafir.. Daha fazlasını,daha iyisini,en mükemmelini yapmak zorundasın diye bağıran.. Dayan özlem,önümüzdeki gelecek günlerde neyi nasıl yaşamak istediğinizi,hayallerinizi,çabaları,emekleri düşün, herşey aşktan,her şey onun için diye bastırmaya,hafifletmeye çalışan… Ve son olarak, yorgun olan… Bütün bu gürültünün arasında bir tanesi en içimi yakan,en acıtan.. Sadece biraz uyumak için yalvaran,günlük planlı şekilde ilerlemek için yalvaran,biraz da kendine bak sosyal hayatı geçtim temel ihtiyaçlarını karşıla diyen o yorgun ses.. Uyku uyumak,yemek yemek,hareket.. Bunlar önemli temel ihtiyaçlar ve ben yazmaya,üretmeye,tasarlamaya,araştırmaya başladığım esnada hiçbirini gözüm görmüyor. Kendimi unutuyorum,aradan saatler geçmiş takvim gün atlamış karanlıklar aydınlanmış ama ben hala daha iyisi daha güzeli arayışındayım…

Çoğu anlarda neyi neden yaptığınızı bile bilmezsiniz. Elinizde bir iş varken bambaşka bir şeyin uğraşında bulursunuz kendinizi. Ben bir konu araştırırken örneğin; eğitim videoları nereden en verimli şekilde izlenir sorusuna cevap ararken web sitesi kodlama programlarını denerken bulurdum kendimi, yada banyoya dişimi fırçalamaya gitmişken gözüme ilişen toz sebebiyle elimde bir bezle tüm banyoyu temizlerken bulurdum. Yani aynı anda ekranda bir sürü sekme açtığımızda ne oluyor? Yavaşlıyor, donuyor, kasıyor… ve günün sonunda her başladığınız işi bir diğeri için yarım bıraktığınız için elinizde kocaman bir sıfır olacak, çok şey düşündüğünüz için maalesef ki çok az şey yapabileceksiniz. Bir konuyu anlatırken bambaşka bir konu gelecek aklına ve araya onu sıkıştırayım derken konudan konuya konudan konuya.. bu sefer esas konuşmanın başında ne anlatmaya çalıştığını unutacaksın… buna daha bir sürü örnek verilir ama nefes yetmez :) Benim gibi olan bir sürü kişiyiz biliyorum, ama merak etmeyin doğru stratejileri kullanıp, herkesten farklı çalışan beyninizi yaratıcılık için kullanmaya başlarsanız, olduğu gibi kabul edip bunu kendinizde artı görürseniz, tamamdır.. İşte şimdi kendi kabuğunuzu kırıp bunları yapan, düşünen, tasarlayan, üreten ben miyim diye kendinize hayret edersiniz. Normal diye bir kelime yoktur, ben kabul etmiyorum. Çünkü yakından bakınca kimse normal değil. Herkesin içinde kilitli odaları, kimseye anlatmadığı yaşanmışlıkları, kendi kendine konuştuğu anlar vardır. Belki de tek fark bizim o odaların kapısını ardına kadar açma cesareti göstermemizdir.

Eğer illa normal kelimesini kabul edeceksek benimde normalim bu; Zihnimin içinde aynı anda hem kıyamet koparcasına gürültü hemde aynı anda bir kütüphane sessizliği barındırmak..Benim normalim, bir. yandan geleceğin en ince detayını planlarken, diğer yandan geçmişin bir anısıyla bugünü ıskalamak. Benim normalim, bu dağılmışlığın ta kendisi…

Bu kontrolsüz yaratıcılık hali, dağın sadece görünen yüzüydü. Diğer yüzü ise tam bir yıkımdı. Zihnimdeki o sesler o kadar yükselirdi ki, mantığımın sesini duyamazdım. Bir fikirden diğerine savrulurken biriken o enerji, bir yapım gücü olduğu kadar bir yok etme gücüydü de. Ve ben o gücü doğru yönlendiremediğim her an, en büyük zararı yine kendi inşa ettiklerime verdim.

Defalarca yaptığım işleri gözümü kırpmadan sildiğim oldu. Saatlerce uğraşmışsın günlerini vermişsin bir sürü şeyden fedakarlık göstererek o işe adamışsın kendini ama öyle bi sinir anı gelmiş ve gözün yine hiçbir şeyi görmemiş,zihnindeki sesler hepsi aynı anda bağırmaya başlamış sende onca emeği,vakti kaldırıp çöpe atmışsın.. Bunu defalarca yaşadım. Kendimi yönlendirmeyi bilmediğim dönemlerde o sesler beni yönetti isteklerine göre. Ama sonra değişti.. Ben onları yönetmeyi öğrendim ve ondan sonra herşey bambaşka bir hal aldı…

Yine yazarken saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan sabah olmuş,devamını daha çoook farklı olaylarla çoook başlıklarla getireceğiz. Tek bir şartla;Gecenin karanlığında, güneş doğmadan :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...