4 Nisan 2026 Cumartesi

Boş Bakamayan Bir Zihnin İçinde Yaşamak

 

https://medium.com/@ozlemt/bo%C5%9F-bakamayan-bir-zihnin-i%CC%87%C3%A7inde-ya%C5%9Famak-daedd253392d

“Farkındalık laneti ve boş bakamayan bir zihnin öyküsü”

Ben de isterdim hiçbir şeyden haberi olmayan şu “salak” diye nitelendirdiğimiz bomboş insanlardan olmayı. Fakat ben, en basit eylem olan bir bulaşığı yıkarken, bir yemek malzemesi doğrarken bile zihnimi susturamadığım için asla dinlenemeyen bir bünyeye sahibim.

Hep yorgunum. Daima yorgunum.

Çünkü boş bakmak ne demek bilmiyorum. Bomboş oturmak ne demek bilmiyorum. En ufak, en basit her şeyden öte, çişimi yaparken dahi bir şeyler düşünürken buluyorum kendimi.

Bir Limonun Kokusu

Bir limon sıkıyorum salataya. Aklıma o limonun kokusu direk Kaş’ta yürürken meyhanelerden yükselen meze kokularını getiriyor. Ya da bir gün uyanıyorum, yağmur yağmış oluyor. Balkona çıkıyorum. O yağmur kokusu beni tutup on sene önceki bir anıma götürüyor. Onun özlemini çektiriyor.

Ve her şeyden önemlisi: eski özlemi araya araya, her günümü mahvediyorum. Her günüm bir önceki günümden daha fazla zehir oluyor.

Kimim Ben?

Bilmiyorum. Ben mi gereksiz anlamlar yüklüyorum? Ben mi bu hayatı kendime zehir ediyorum? Yoksa olması gereken aslında bu mu ve insanlar çok mu bomboş yaşıyor? Bilmiyorum.

Daima bir şeyleri sorgulamaktan. Daima bir soruya cevap aramaktan. Daima “şu an ne hissediyorum” diye düşünüp o anki anımın içine sıçmaktan çok yoruldum.

Bir insan düşünün ki oturduğu her dakika kendini sorguluyor: “Acaba ne hissediyorum? Acaba şu anda iyi miyim? Acaba modum nasıl? Kötü mü? Ağlamalı mı? Gülmeli mi? Mutlu muyum? Devamlı bunları soruyorum. Ve bu soruları kendime neden soruyorum bilmiyorum. Durduramıyorum.

Farkındalığın Laneti

Belirli bir dönem boyunca buna “farkındalık” diyordum. “Kimse farkında değil, sen farkındasın” diyordum. Ama şimdi bakıyorum ki bu benim yaşadığım farkındalıktan çıkmış, kontrol edebileceğim bir şey olmaktan uzaklaşmış. Bende bir sorun haline gelmiş.

Cidden yaşam konforunu aşırı derecede düşüren bir sorun bu.

İnsan Yüzleri

Devamlı olarak insanların bana yaptıklarını, benim insanlara yaptıklarımı düşünüyorum. Ben gücüm yerindeyken onlara ne yaptım, yere düştüğümde onlar bana ne yaptı?

İnsanların gerçek yüzlerini görüyorum sanki bir perdeyi kaldırmışım. Gerçekten insanları, o anki kötülükleri ile, o anki içlerinde olan gerçek düşünceleri ile görüyorum, bir tokat gibi. Ve bu durum beni aşırı yalnızlaştırdı. Önce kendi içimde, daha sonra kendi çevremde.

Çünkü hiç kimse bana gerçek gelmiyor. Herkes sahte. Herkes rol yapıyor. Herkes sadece menfaat için bir şeyler yapıyor.

Kandırılamayan Zihin

Hiçbir zaman kendimi “belki düzelir, belki güzel olur, dur bakalım” diye kandıramıyorum.

Devamlı gerçekten: o olay, her neyse, kötü olacaksa, en başından onun kötü olacağını biliyorum. Karşındaki yalan söylüyorsa, en başından yalan söylediğini biliyorum. Bu olayın doğrusunu, gerçeğini, istemsiz bir şekilde görüyorum.

Keşke görmesem. Çünkü bu bana çok daha fazla sıkıntı yaşattırıyor. İşin sonunda gerçekten de düşündüğüm gibi oluyor. Eğer kendimi kandırsam, belki o sürede evet mutlu hissedeceğim. Ya da en azından kafaya takmayacağım. Sadece o gün gelince onu sıkıntısını yaşayacağım.

Ama ben? O daha o gün gelmeden, olayın iç yüzünü görüyorum. Bir şekilde.

Ve o süreç boyunca, ben o sıkıntıyı yaşıyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

​Susuyorum, sessizlik keskin

         Hep anlaşılmıyorum diye ağladım. Ya da onun için ağlıyorum sandım, kendime yine yeniden yalan söyledim. Aslında belki de anlatamıy...