20 Haziran 2026 Cumartesi

Dünya mı bozuk, düzen mi?

    


  Hep bir şeylerden kaçmak için, kendi içimizde kendimizi feraha erdirmek için deriz ya; bu dünya bozuk… hayır bu dünya da bozuk değil, düzen de bozuk değil bana göre. Bana göre insanlar bozuk…

     Gerçekten kafamda tek dönüp duran soru son günlerde, "Bu dünyaya bir ben mi fazlaydım?" Bir ben mi battım herkese, bir ben mi yer bulamadım kendime şu koca yeryüzünde… herkes kendine hanlar hamamlar bulurken bir ben kıytı köşe bir yer bulamadım. Nereye koysam kendimi olmadı bir türlü. Ya almadı ya dolmadı… olmadı işte bir şekilde bilmiyorum. Her gün, yeniden verilen düzen kurmalıyım kararları, acaba düzelebilecek miyim, yoksa bu şekilde can çekişirken hiçbir şeyi düzeltemeden, o herkesin dilindeki "düzen"i kuramadan göçüp gidecek miyim bu dünyadan erkenden? Artık o ucu bucağı gelmeyen kendime sorduğum sorular bile eksik. Yavaş yavaş elimde kalan son umut kırıntıları da gidiyor :) hissediyorum… zaman daraldı. Her şeyi en ince detayına kadar düşünüp sorgulayan ben, şimdilerde tabiri caizse leyla gibi geziyorum ortalarda. Çoğu şeyi neden yaptığımı ben bile bilmiyorum, farkında olmadan yapıyorum bir şeyleri. İnsanlar son zamanlarda devamlı bana, beni anlatıyor. Özlem farkında değilsin ama x bir yerde x bir hareket yaptın, özlem farkında değilsin ama saçların aşırı döküldü, özlem farkında değilsin ama herkesi tersliyorsun, özlem farkında değilsin ama kalbimizi kırdın, özlem farkında değilsin ama… yaşamıyorsun…

   Evet sayın çevrem… hepiniz haklısınız. Kimisi ilgi bekler, kimisi saygı sevgi bekler, kimisi anlayış bekler, kimisi özür veya teşekkür bekler… siz hiç durup düşünüyor musunuz? Özlem kendinden ne bekler? Özlem kendinden ne bekler biliyor musunuz? Ancak kalkıp bir bardak su içebilmeyi bekler, uyumamaktan rengi yavaş yavaş mordan siyaha doğru giden gözaltlarını, göz kapaklarını saklayabilmek için biraz rimel sürebilecek enerjiyi bekler, hayata yeniden karışabilmek için atılabilecek en ufak bir adım gücü bekler… aslında gördünüz mü insanoğlu hep bir şey bekler… kime ne zaman sorsanız hep haklıdır. Çünkü gerçekten haklıdır. Bu ironi değil, gerçek. Birisi haklı diye diğeri haksız sayılmaz ki, herkesin bakış açısına göre haklılıklar değişir çünkü. Herkesin doğrusu kendinedir bu yüzden. Ama bizim tabiatımızda hep bir "ben" deme ön planda olduğu için karşımızdaki kişinin penceresinden bakmayı denemeyiz bile. Kafamızda yazarız, çizeriz, oynarız ve türlü kelime savaşlarından sonra, al gördün mü ben haklıyım deriz. Oysa karşımızdaki de aynı şekilde kendine göre bir haklılık payı çıkararak bambaşka bir pencereden bu da benim mazeretim ve haklılık noktam diyerek bir veya birden çok sebep gösterebilir. Uzun lafın kısası, esas mesele haklı değil mutlu olmak benim için… hepiniz haklı olun, sitem edin, sayın sövün ama bırakın ben biraz mutlu olayım. Bırakın biraz da huzur denen terim benim için sadece kelime olmaktan çıksın ve duygusunu hissedebileyim. Ben herkesten çok istiyorum yeniden eskisi gibi olabilmeyi, eskisi gibi düşünebilmeyi, yaşayabilmeyi, hissedebilmeyi, kalabalığa karışabilmeyi… ve çok daha fazlasını. Ama bazen gücümüzün yetmediği yerler oluyor, ben bu zamana kadar neye istediysem hükmettim mesela ama beynime hükmedemedimbelki de hükmetmek istemedim, yolun sonuna çabuk varabilmek için…

       Ama insanın unuttuğu bir şey var, bazı yolların sonu yokmuş meğer. Sadece bir yerden sonra yürümeyi bırakıyormuş insan. Sonra sanıyormuş ki dünya durdu, hayat bitti, kendisi eksildi… Oysa bazen hiçbir şey bitmiyor. Sadece insan kendi içinden çekiliyor. Belki de aylardır, yaptığım şey buydu. Kendimi hayatın içinden sessiz sessiz geri çekmek. Sonra dönüp aynaya bakıp “neden artık hiçbir şey hissetmiyorum?” diye sormak. Ama hissizlik de yokluk değilmiş. Bunu yeni öğreniyorum. İnsan yorulunca sevinemiyor, yorulunca üzülmüyor da. Her duygu aynı griye dönüyor. Sonra sanıyorsun ki sen değiştin. Belki de sadece çok uzun süre taşıdın. Ben hâlâ bilmiyorum düzelecek miyim. Hâlâ bilmiyorum bir gün tekrar eskisi gibi düşünüp gülebilecek miyim. Hâlâ bilmiyorum kendime şu dünyada küçücük de olsa ait hissedeceğim bir yer bulabilecek miyim. Ama ilk defa şunu düşünüyorum; belki mesele kendime yer bulmak değildir. Belki mesele, kendimi sürekli başka yerlere sığdırmaya çalışmayı bırakmaktır. Dünya mı bozuk , düzen mi bozuk, insanlar mı bozuk bilmiyorum. Belki hiçbirinin cevabı yok. Ama şunu biliyorum, yoruldum diye yanlış olmadım. Durduğum için kaybolmadım. Geç kaldım diye bitmedim. Ve eğer hâlâ bunları yazabiliyorsam… içimde bir yer hâlâ tamamen vazgeçmemiş demektir. Belki umut dediğimiz şey de öyle büyük bir ışık değildir zaten. Bazen sadece ertesi güne kalacak kadar sönmeyen küçük bir şeydir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

Düşünmek… Acıd(t)ır

Düşünebiliyoruz … Bize verilen en büyük şeylerden biri belki de bu. Bir şeyi merak edebiliyoruz, sorgulayabiliyoruz, nedenini arayabiliyoruz...