2 Temmuz 2026 Perşembe

Hızla kaç bu yerden, hızla

çukurdan kaçış
çukurdan kaçış

 

Nasıl bir tezat bu? Ne yapman gerektiğini biliyorsun ama yapacak hiçbir şey bulamıyorsun. Oysa ki belli zaten ne yapman gerektiği. Eğer bir şeylerden kurtulmak istiyorsan bulunduğun çukurdan kaçman gerek. Bir tezat daha var, seni zorla tutan yok… kendi kendini gömmüşsün bu yere çıkmayacağım diye resmen inat ediyorsun. Peki kime bu inat? Olan yine sana oluyorken, giden zaman senden gidiyorken savaştığın şey kendinden başkası değil. Belki de sen kendinden kaçıyorsun. O kadar alışmışsın ki batağa, gelebilecek olan çiçekli günleri de elinin tersiyle itiyorsun. O kadar alışmışsın ki her şeyin kötü olmasına, iyi bir şeyin olabilme ihtimali bile aklında yok. Bunun teklifini yapan insanlara bile direkt duvar örüyorsun. Belki de istemiyorsun bu karanlıktan çıkmayı. Hem yakınıyorsun içinde bulunduğun durumdan ama çıkmak için de bir çaban yok. Eğer olsaydı zaten mutlaka bir yolunu bulurdun. Bu zamana kadar hep her şeye bir rota çizebilen sen şimdi yangınından kaçmamak için odaların kapısını kitliyorsun. Sen bu acıya bağımlısın çünkü artık ve bağımlı insan aciz insandır…

Acı çekmediğinde kendini boş hissediyorsun. Çünkü yıllardır taşıdığın yükü bırakınca altında kim kalacağını bilmiyorsun. O yüzden iyileşmek bile korkutuyor seni. İnsan bazen yarasından kurtulmak istemez, çünkü yarası giderse kendisini de kaybedeceğini sanır. Belki de bu yüzden her çıkış kapısında biraz daha oyalanıyorsun. Her gelen güzel ihtimali sorguluyor, her uzanan eli şüpheyle karşılıyorsun. Çünkü kötülüğe alışmak, iyiliğe inanmaktan daha kolay geliyor artık. Sonra geceleri yalnız kaldığında aynı sorular oturuyor karşına. "Neden böyle oldum?" diyorsun. "Ne zaman bu kadar yoruldum?" diyorsun. Cevap bulamıyorsun. Çünkü seni tüketen şey tek bir büyük darbe değildi. Üst üste gelen küçük kırılmalardı. Kimsenin fark etmediği, senin ise her gün biraz daha içine gömdüğün şeylerdi. Ve şimdi dönüp baktığında, seni bu kuyunun dibinde tutanın hayat olmadığını fark ediyorsun. Karanlık değil. İnsanlar da değil. En çok da vazgeçtiğin yerlerde bıraktığın kendinsin. Belki bu yüzden kaçamıyorsun. Çünkü insan bazı yerlerden ayaklarıyla değil, kabulleriyle çıkar. Ama sen hâlâ olanları kabul etmek yerine, o yıkıntının içinde yaşamaya çalışıyorsun. Çoktan bitmiş savaşları yeniden veriyor, çoktan kapanmış kapıları yeniden zorluyorsun. Geçmiş değişsin istiyorsun. Oysa geçmiş değişmeyecek. Ve belki de canını en çok yakan şey bu. Bazı şeylerin düzelmeyecek olması değil… Onların çoktan olup bitmiş olması. Şimdi sor kendine. Bu çukur gerçekten düştüğün yer mi? Yoksa bunca zamandır çıkabileceğin halde kalmayı seçtiğin yer mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRK ODALI BİR ZİHİN

Düşünmek… Acıd(t)ır

Düşünebiliyoruz … Bize verilen en büyük şeylerden biri belki de bu. Bir şeyi merak edebiliyoruz, sorgulayabiliyoruz, nedenini arayabiliyoruz...